
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Urfa Şubesi ve Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TUHAY-DER) Urfa Temsilciliği olarak Osmaniye 2 No’lu T Tipi, Tokat T Tipi, Urfa 2 No’lu T Tipi ve Siverek 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin yaptığımız inceleme ve görüşmeler sonucunda hazırladığımız raporu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Derneğimize ve temsilciliğimize yapılan başvurular doğrultusunda oluşturulan heyet tarafından söz konusu hapishanelerde tutulan mahpuslarla görüşmeler gerçekleştirilmiş, mahpusların aktardığı bilgiler, aile başvuruları ve avukat görüşmeleri doğrultusunda hapishanelerde yaşanan ihlaller tespit edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, hapishanelerde yalnızca münferit olayların değil, sistematik bir hak ihlalleri pratiğinin bulunduğunu göstermektedir.
Gerçekleştirilen hapishane ziyaretlerinde toplam 18 mahpus ile görüşülmüş; barınma koşullarından sağlık hizmetlerine erişime, infaz süreçlerinden iletişim haklarına kadar birçok alanda ciddi sorunların bulunduğu tespit edilmiştir. Mahpusların beyanları ve elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında insan onuruna uygun yaşam koşullarının ciddi biçimde zedelendiği ve temel hakların ihlal edildiği görülmektedir.
Yapılan görüşmelerde öncelikle sağlık hakkı bakımından ciddi ihlaller tespit edilmiştir. Görüşülen hapishanelerde çok sayıda kronik ve ağır hasta mahpus bulunduğu belirtilmiştir. Urfa Hapishanesinde Abdulkadir Kaya’nın aort damarında genişleme bulunduğu, daha önce kalp kapakçığı ameliyatı geçirdiği ve yüksek tansiyon hastası olduğu aktarılmıştır. Kaya’nın yeniden ameliyat olması gerektiği ifade edilmesine rağmen hapishane koşullarında tutulmaya devam edildiği ve sağlık durumunun hayati risk taşıdığı belirtilmiştir. Hapishane koşullarının Abdulkadir Kaya için uygun olmadığı, bu nedenle tahliyesi için tarafımızca başvuru yapıldığı ifade edilmiştir. Bunun yanında Ömer Gül’ün by-pass ameliyatı geçirdiği ve kalp rahatsızlığının devam ettiği, Serhat Polatsoy’un KOAH, alerjik astım ve hipertansiyon hastası olduğu, Şervan Muhammed’in guatr ve mide rahatsızlıkları bulunduğu ve kadın mahpus Şehriban Mimkara’ nın boğazında kitle nedeniyle ameliyat geçirdiği ve tedavisinin devam ettiği aktarılmıştır. Tokat Hapishanesinde Hasan Demirtaş’ın Behçet hastası olduğu ve yaklaşık 15 günde bir bayılma atakları geçirdiği, buna rağmen düzenli ve kapsamlı bir tedavi sürecinin yürütülmediği belirtilmiştir. Aynı hapishanede bulunan Ömer Yaman’ın hipertansiyon hastası olduğu ve ciddi göz rahatsızlığı bulunduğu, ameliyat olması gerektiği belirtilmesine rağmen ameliyat sürecinin gerçekleşmediği ifade edilmiştir. Hapishane idarelerinin gözetimi altında bulunan mahpusların sağlık durumlarından birinci derecede sorumlu olduğu açıktır ve ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri konusunda gerekli adımların ivedilikle atılması gerekmektedir.
Görüşmelerde infaz süreçlerine ilişkin de ciddi sorunlar tespit edilmiştir. Urfa Hapishanesinde Hakkı Polat’ın infazının iki kez altı ay olmak üzere toplam bir yıl uzatıldığı, Mehmet Yazar’ın infazının ise iki kez üç ay olmak üzere toplam altı ay uzatıldığı aktarılmıştır. Siverek Hapishanesinde Ahmet Tünel’in infazının üç kez uzatıldığı belirtilmiştir. Osmaniye Hapishanesinde ise Mehmet Kazıcı’nın infazının üç disiplin cezası gerekçe gösterilerek yakıldığı ve mahpusun 13 yıl 4 ay 15 günlük cezasının tamamını yatmak zorunda bırakıldığı ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra Mehmet İsa Aydoğan ve Veysi Baltaş’ın infazlarının da yakıldığı aktarılmıştır. Kurul görüşmelerinde mahpuslara “Pişman mısın?”, “PKK terör örgütü müdür?”, “Batman’da ne işin vardı?” ve “Eylemlere katıldın mı?” gibi siyasi içerikli sorular yöneltildiği ve verilen cevapların infaz yakma veya infaz erteleme kararlarında belirleyici olduğu belirtilmiştir. Mahpusların tahliye süreçlerinin idari kurul değerlendirmeleriyle fiilen belirsiz hale getirilmesi infaz hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Mahpusların maruz kaldığı bir diğer önemli ihlal alanı disiplin uygulamaları ve arama pratikleridir. Siverek Hapishanesinde hastaneye sevk edilmek isteyen mahpuslara ağız içi arama uygulaması dayatıldığı ve bu uygulamayı kabul etmeyen mahpuslara disiplin cezaları verildiği belirtilmiştir. Bu durum sağlık hizmetine erişimin bir arama uygulamasının kabul edilmesine bağlanması anlamına gelmekte ve mahpusların sağlık hakkını fiilen sınırlandırmaktadır.
Görüşmelerde ayrıca ağırlaştırılmış müebbet cezası alan mahpusların maruz kaldığı tecrit koşulları da dikkat çekmiştir. Siverek Hapishanesinde Ahmet Öztürk’ün, Tokat Hapishanesinde ise Hamit Acu’nun uzun süredir tek kişilik hücrelerde tutulduğu, sosyal ve kültürel faaliyetlere çıkarılmadığı ve iletişim haklarının ciddi biçimde sınırlandırıldığı ifade edilmiştir. Bu uygulamaların fiili tecrit koşulları yarattığı ve mahpusların fiziksel ve psikolojik sağlığı üzerinde ciddi etkiler doğurduğu aktarılmıştır.
Bunun yanı sıra mahpusların barınma ve aile hayatına ilişkin haklarının da ihlal edildiği belirtilmiştir. Urfa Hapishanesinde 20 kişilik koğuşlarda 27 mahpusun kaldığı ve bazı mahpusların yerde yatmak zorunda bırakıldığı ifade edilmiştir. Bu durum insan onuruna uygun barınma koşullarının sağlanmadığını göstermektedir. Ayrıca kadın mahpus Avşin Esma Başkale’nin babasının vefat ettiği ancak cenaze ve taziye ziyaretine katılmasına izin verilmediği belirtilmiştir. Cenaze ve taziye ziyaretinin engellenmesi mahpusların aile hayatına saygı hakkının açık bir ihlalidir.
Bu hapishanelerde tespit edilen sorunlar yalnızca sağlık ve infaz süreçleriyle sınırlı değildir. Mahpuslar barınma koşullarının da ciddi biçimde yetersiz olduğunu ifade etmektedir. Urfa Hapishanesinde 20 kişilik kapasiteye sahip koğuşlarda 27 kişinin kaldığı ve bazı mahpusların yerde yatmak zorunda bırakıldığı belirtilmiştir. Bu durum hijyen ve yaşam alanı bakımından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Osmaniye Hapishanesinde ise yaklaşık 30 metrekarelik alanlarda 8 kişinin birlikte kaldığı ve tek banyo ile tek lavabonun bulunduğu aktarılmıştır.
Mahpuslar ayrıca ısınma ve sıcak su sorunlarının bulunduğunu, bazı hapishanelerde kaloriferlerin yeterli şekilde çalışmadığını ifade etmektedir. Havalandırma sürelerinin kısıtlı tutulduğu ve havalandırma alanlarının üzerinin tel örgü ile kapatıldığı belirtilmiştir.
Sosyal faaliyetler bakımından da ciddi kısıtlamalar olduğu aktarılmıştır. Tokat Hapishanesinde haftada yalnızca 45 dakika spor hakkı tanındığı, Osmaniye Hapishanesinde spor faaliyetlerinin ayda iki kezle sınırlı olduğu belirtilmiştir. Mahpusların kurs, resim ve benzeri sosyal faaliyetlere çıkarılmadıkları ifade edilmiştir.
Mahpusların haber alma ve ifade özgürlüğünün de kısıtlandığı belirtilmiştir. Yeni Yaşam, Evrensel ve Birgün gibi gazetelerin bazı hapishanelerde verilmediği, televizyon kanallarının idarenin belirlediği sınırlı sayıda kanal ile sınırlandırıldığı ifade edilmiştir. Ayrıca bazı hapishanelerde kitap kotası uygulandığı ve mahpusların sınırlı sayıda kitap bulundurmasına izin verildiği belirtilmiştir.
Mahpuslar iletişim hakları bakımından da ciddi ayrımcı uygulamalar olduğunu ifade etmektedir. Adli mahpuslara haftalık 45–50 dakika telefon hakkı tanınırken siyasi mahpuslara yalnızca haftalık 10 dakika telefon hakkı verildiği belirtilmiştir. Adli mahpuslara görüntülü görüşme hakkı tanınmasına rağmen siyasi mahpusların bu haktan yararlanamadığı ifade edilmiştir.
Mahpusların aktardığı bilgilere göre hapishanelerde sık sık baskın şeklinde koğuş aramaları yapılmakta, aramalar sırasında eşyalar dağıtılmakta ve kişisel eşyalar zarar görmektedir. Ağız içi arama uygulaması ise mahpusların insan onurunu zedeleyen bu uygulamadan idareler derhal vazgeçmelidir.
Ağır ve kronik hastalığı bulunan mahpusların tedavi süreçlerinin düzenli yürütülmediği, hastane sevklerinin geciktirildiği ve gerekli tetkiklerin yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durum özellikle ağır hasta mahpuslar açısından yaşam hakkı bakımından ciddi riskler yaratmaktadır.
İnfaz yakma ve infaz erteleme uygulamalarının idari kurul değerlendirmeleriyle yapılması mahpusların tahliye süreçlerini belirsiz hale getirmektedir.
Mahpusların cenaze ziyaretlerine izin verilmemesi, ailelerine yakın hapishanelere sevk edilmemeleri ve iletişim haklarının sınırlandırılması aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini göstermektedir.
Yapılan hapishane ziyaretleri, mahpuslarla gerçekleştirilen görüşmeler ve elde edilen bilgiler birlikte değerlendirildiğinde Osmaniye 2 No’lu T Tipi, Tokat T Tipi, Urfa 2 No’lu T Tipi ve Siverek 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanelerinde mahpusların birçok temel hakkının ihlal edildiği açıkça görülmektedir. Bu ihlaller yalnızca münferit uygulamalar olarak değerlendirilemez. Aksine, farklı hapishanelerde benzer biçimde ortaya çıkan ve süreklilik kazanan bu uygulamalar ceza infaz sisteminde yapısal bir hak ihlalleri pratiğinin bulunduğunu göstermektedir. Bu ihlaller ceza infaz sisteminde ciddi yapısal sorunlara işaret etmektedir. Bu yapılar sorunlar Kürt mahpuslar üzerinde istisna hukuku olarak ortaya çıkmaktadır. Yapılışı itibariyle istisna hukuku olan bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Kürt Siyasi Mahpuslara Uygulanan bu ceza sistemi dünyanın hiçbir yerinde karşılığı bulunmamaktadır. Bu nedenle başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkili kurumları hapishanelerde yaşanan bu ihlallerin derhal araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması konusunda sorumluluk almaya çağırıyoruz. Ağır hasta mahpusların bağımsız sağlık kurulları tarafından değerlendirilmesi, infaz süreçlerinde keyfi uygulamalara son verilmesi ve mahpusların insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarının sağlanması acil bir gerekliliktir.
Hapishaneler insanların temel haklarından tamamen yoksun bırakıldığı alanlar değildir. Aksine, hukuk devletinin en görünür biçimde sınandığı kurumlardır. Bu nedenle mahpusların insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarının sağlanması yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, aynı zamanda toplumsal ve vicdani bir sorumluluktur.
